|
Suat karavuş
:
''İnsan
yaşadığı gibi düşünür,düşündüğü gibi yaşayamaz''

Sizi
tanıyabilirmiyiz?
Benim adım Suat Karavuş.1959 Ankara –Altındağ doğumluyum.78 kuşağından bir
devrimci. 12 Eylül 1980 Askeri darbesinden sonra siyası faahliyetlerimden
dolayı tutuklanıp 8 yıl cezaevinde kaldım.Yaklaşık 20 yıldır İsviçre’de
yaşıyorum.Bir psikyatri kliniğinde FaBe olarak çalışıyorum.
İsviçre’de
uzun yıllardır yaşayan bir insan olarak yeni yabancılar yasatasarısı
hakkında neler söylemek istersiniz?
Benim olaya bakışım kısaca şöyle.Aslında yasanın adı bile sosyolojik
olarak yanlış.Mesele yabancılar meselesi olarak koyuluyor.Bu kavaram
sosyolojik bir kavram.Meseleyi azınlıklar yasası olarak adlandırmak
gerekiyor.Azınlıklar yasası olarak adlandırılınca getirilmeye çalışılan
yasanın asıl niyeti ortaya çıkıyor.Yabancıların integrasyonu için ayrılan
fondaki belli bir artışın dışında,yabancılara yönelik hiç bir olumlu madde
yok.Aksine onların yaşam ve çalışma uyum koşularını daha da zorlaştıran
maddeler var.Örneğin uzun süre işsiz kalanların yurt dışı edilmesi korkusu
zaten genellikle limitin altında bir ücretle çalışan zabancı işcilerin
seslerini iyıden iyiye kesmelerine yol açiyor. Ayrıca aılelerin
birlestirilmesi konusunda getirilen koşullar da esas olarak yabancıların
buraya gelmesini engelemeye yönelik. Tabi burada kendi ülkesinde belli bir
eğitimi almiş, meslek yapmış diplomalı yabancıların buraya her hangi bir
firma ile anlaşmalı gelmesi zor değil. Yani ta ikinci dünya savaşından
sonra başlayan (beyin göçü) kolaylıkla devam ediyor.
Bu
yasa yerli işci emekcilerle göçmen işcı emekcilerin ilişkiseni nasıl etki
ediyor ?
Zaten ta başından beri yerli ve yabancı işciler arasındaki olumsuy
ulusalcı tabandaki zıtlaşma elbette bu yasadan sonra daha da artacak.
Göçmen işçilerin içinde bulundukları olumsuz koşullar yerli işçilerin
umrunda bile değil. Tersine, elbette böyle olması gerekiyor, burası benim
ülkem onlar yabancı tabi ki daha az kazanacaklar, zaten iş pazarında bizim
çalışma alanlarımızı elimizden aliyorlar, dıye düşüniyorlar. Aynı mantık
göçmen işçilerin çoğunluğu için de geçerli. Onlar da yerli işçilerin daha
çok kazandığı,daha(kaliteli) işlerde çalıştığı ve onların elinden iş
olanaklarını kaptıklarını düşünüyorlar.Al birini vur ötekine demek geliyor
insanının içinden ama kazın ayağı öyle değil.Kapitalizimin/sermayenin
tahrihsel gelişiminin yarattığı bir çarpıklık söz konusu burada ve sermaye
yerli ve göçmen işci arasındaki bu tahrıhsel olan ama altını çizerek
söylüyorum,hiç de sistemin işlemesi için zorunlu olmayan bu çelişkiyi kısa
vadeli çıkarlar için çok güzel kulanıyorlar.
O
zaman yerli ve göçmen emekçileri arasındaki sınıf kardeşliği nasıl
sağlanacaktır?
Bu kardeşlik hiç bir zaman sağlanamayacaktır.Sağlanamayacak olması bu
uğurda mücadele edilmeyeceği,edilmemesi gerektiği anlamına gelmez. Zaten
tarihe bakınca görürüz ki,en büyük mücadeleler ve direnişler umudun
tamamen yok olduğu yer ve koşullarda ortaya çıkar.Bu sınıf kardeşliğinin
bu koşullarda,yani(ulus-devlet) örgütlenmesi koşullarında gerçekleşmesi
mümkün değildir.Ulus-devlet içinde yaşayan ve koşullanan işci,öteki
ulus-devletletler içinde yaşayan ve koşullanan işçi,öteki ulus-devletler
içinde yaşayan işçilerden fiziksel ve düşünsel olarak
ayrılır.Enternasyonalızim bunu aşmaya çalışır ama günümüz koşullarında
beceremez.Bütün işçilerin kardeşliği ancak kapitalist uygarlığın
sınırlarını aşmamış olsa da,tek bir dünya devleti ,tek bir dünya ulusu
koşullarında gerçekleşebilir.Yer yüzündeki ulusal sınırlar varoldukça,bu
sınırlar içinde yaşayan insanların kafasındaki ulusal sınırlar da var
olacaktır.Kafalardaki ulusal sınırlar var oldukça,yerli ve göçmen işçiler
arasındaki çıkar çelişkileri de var olmaya devam edecektir.Yani ulusal
sorunlar ne yazık ki,sınıfsal sorunların üstünü örtmeye devam
edecektir.Çünkü insan yaşadığı gibi düşünür,düşündüğü gibi yaşayamaz.O
halde mücadele bu somut ve kafalardaki ulusal sınırları aşmaya yönelik
olmalıdır.
O
halde somut olarak yapılması ne?
Sınıf sorununu üstünü örten ulus sorununu kaldırıp atmak için gerekli ve
zorunlu etkinlik,beklennin tersine bu ülkenin yerli işçileri tarafından
değil,göçmen işçileri tarafından geliştirilmek zorundadır.(Azınlık)
(Çoğunluğu) ortak yaşamsal sorunları olduğu konusunda ikna etmek
zorundadır.Çünkü yerli işçilerin,yerli ve göçmen işçiler arasındaki
ekonomikden kaynaklı sosyal eşitsizliklerin çözülmesindeki pratik
çıkarı,göçmen işçilerine oranla çok daha azdır.O halde girişim göçmen
işçilerden gelmek zorundadır.Onlar yerli işçileri de kazanacak,ikna edecek
projeler yaratıp,yerli işçileri yanlarına çekmek,ikna etmek
zorundadırlar.Yerli işçiler varoluşsal çıkarların söz konusu olduğu
projelere katılabilirler.Bu projeler yerli ve göçmen işçiler için ortak
çıkarlar üzerinden kontak noktası/temas noktası olabilir.Ekolojik hareket
burada yalnızca bir örnek olarak verilebilir.Buna benzer bir çok ortak
proje yaratılabilir.
Bu ropötaja zaman ayırdığınız için Arkadaş Gazetesi adına teşekür ederim.
Rica ederim.Ben teşekkür ederim.
Ropörtaj:
Cabbar Karaçam
_______________________________________________________________
|