|
ANASAYFA |
|
![]() Reklamlarıınız arkadaş'ta değerlenir. |
|
Başarısız bir iklim zirvesi daha geride kaldı. Nilgün Özdal Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 17. Taraflar Konferansı Güney Afrika’nın Durban şehrinde geçtiğimiz aralık ayında sona erdi. Avrupa Birliği, gelişmekte olan ülkelerin, tüm ülkelerin dahil olduğu hukuki bağlayıcılığı olan bir küresel anlaşmayı desteklediklerini belirtmekle beraber, iklim kirliliğine neden olan başlıca ülkelerin dahil olmaması durumunda, tüm görüşmelerin çökebileceği uyarısında bulundu.Sera gazları salınımının azaltılmasıyla ilgili kararlar ne yazıkki şimdiye kadar hayata geçmedi. Kyoto protokolünü imzalamamış olan ABD’nin yeni protokol için 2020 yılına kadar erteleme talep ettiği haberleri Durban’da toplanan çevrecilerin tepkisine yol açarken, Amerikalı yetkililer erteleme iddialarını yalanladı. Kanada ise Kyoto Protokolü’nden çekilen ilk ülke oldu.Ottawa yönetimi, hedeflenen emisyon değerlerine ulaşamadığı için 14 milyar Dolar ceza ile karşı karşıya kalırken, dünya sera gazı üretiminde başı çekenlerin protokolde yer almamasını gerekçe gösteriyor.Çünkü Kyoto, ABD ve Çin gibi karbon salınımı yüksek olan ülkeleri kapsamıyor.Kanada yönetimi 2020 yılında yürürlüğe girmesi planlanan yeni protokolün bütün ülkeleri kapsayacak şekilde hazırlanması koşulu ile görüşmelere katılacağını açıkladı. Yani bir iklim zırvesi daha verimli bir sonuç alınmadan sona erdi. Durban’da düzenlenen iklim konferansında aralarında bilim insanları, yetkililer ve sivil toplum kuruluşlarının da bulunduğu çok sayıda kişi sera gazı salınımının önlenmesi konusunda dünyanın ağır davrandığını ve küresel ısınmanın arttığını dile getirdi. Buzulların erimesi ile on milyonlarca insan evsiz kalabilir, yıkıcı kuraklıklar baş gösterebilir ve bu deniz seviyesinin yükselmesini tetikleyebilir. . Karbondioksit gibi sera gazı etkisi yapan ve global ısınmaya neden olan gaz salımının azaltılması için bütün ülkelerin yeni enerji kaynaklarına ve teknolojıye yatırım yapması gerekiyor.Çünkü küresel ısınmanın yarattığı ve yaratacağı felaketler tüm dünya halkarını etkileyecek.Ancak tekelci yatırımcılar ve ülkeler, kirli teknoloji ve enerji kaynaklarıyla üretime devam ediyorlar.Halihazırdaki teknoloji ile bile ülkeler yenilenebilir enerji kaynaklarını(Güneş enerjisi,rüzgar enerjisi,jeotermik enerji) kullanarak elektrik ihtiyaçlarını karşılayabilirler. Doğal enerji kaynaklarını futursuzca yağmalayan tekeller önlem ve yatırım yapmak bir yana sürekli arkalarına aldıkları media ve politikacılar aracılığı ile yenilenebilir enerji kaynaklarıyla enerji ihtiyacının karşılanamayacağını ve çok pahalı olduğunu her fırsatta ilan ediyorlar. 2010 yılında 50. sırada yer alan Türkiye, bu yıl listede 58. Sıraya düşerek en kötü dört ülke arasında yer aldı. Türkiye’nin gerisinde Kazakistan, İran ve Suudi Arabistan yer alıyor. Bu arada konferansa katılan Kalkınma Bakanımız CevdetYılmaz, Türkiye’nin kişi başına düşen sera gazı emisyonlarının 5 ton ile OECD ortalamasının 3’te 1’i, Avrupa Birliği ortalamasının ise yarısı kadar olduğunu söyledi..Anlaşılan ekonomi krizinde krizin memleketimizi teğet geçtiği gibi,çevre problemide bizi teğet geçiyor.Bilim adamları Marmara denizinde canlılar için vazgeçilmez olan oksıjen oranının kirlilik nedeniyle çok düştüğünü,balıklarla beraber pek çok canlının türünün kaybolduğunu acil önlem alınması gerektigini açıklıyorlar,hemen akabinde bakanlık herşeyin yolunda olduğunu ve çok güzel plajlar yaptıklarını açıklıyorlar..Ha insan yüzmüş ha balık ne farkeder demek istiyorlar galiba. Tabi bu halk ve çevre düşmanı,aldatıcı açıklamalar sadece bizim ülkemize has değil. İsviçrede çevre ödevinde sınıfta kaldı.Hedeflediği sera gazı önlemlerinin yanından bile geçemedi.2011 in en şiddetli çevre tartişması ve sonuçları Japonyada yaşanan doğal felaketin deprem ve tsunamide zarar gören Fukushima nükleer santralinin ardından yaşandı.Halkın yaptığı pek çok eylem sonucunda,Isviçrede çok güçlü olan Atom lobisine rağmen,devlet yeni nükleer santral yapılmayacağını ve var olanların zaman içinde tasfiye edileceğini açıkladı.
Tabiki bunlar yeterli olmasada sevindirici gelişmeler.Ancak atom lobisinden büyük destek alan SVP ve FDP partileri bizim politikacıları aratmayacak açıklamalarla nükleer enerjiyi öve öve yere göğe sığdıramadılar.Hatta o kadar kaybettilerki kendilerini,SVP nin sözcülüğünü yapan Basler Zeitung gazetesinin yazarları, belli oranda radyasyonun insan sağlığına çok faydalı olduğunu söyleyecek kadar ileri gittiler. Japonya ise gerçek radyasyon oranını ve dağılma alanlarını açıklamak için yaklaşık iki ay bekledi.Çünkü zaman içinde bazı ısotopların ışın yayma hızı düşüyor.Yani iki ay sonraki sonuçlar felaketin gerçek sonuçlarından uzak oluyor. Kısacası,yaşadımız çevreyi,soluduğumuz havayı,içtiğimiz suyu korumak bize düşüyor. Zirvelerden politikacılardan medet beklemek sadece dünya ve bizim için zaman kaybı.
|
KISA..KISA..KISA |