|
Yaşar |
|
![]() Reklamlarıınız arkadaş'ta değerlenir. |
|
MÜCADELEYE DEVAM!
İsviçre`de Şubat 2011`de başlayan UNIA ve SYNA sendikaları ile İsviçre İnşaat İşverenler Birliği(Baumeisterverband) arasında süren görüşmeler Aralık 2011 tarihinden itibaren kopmuş durumda. İsviçre genelinde sendika üyesi olan yaklaşık 100 bin inşaat işçisi bulunmaktadır. İnşaat işçileri iş güvenliği ve asgari ücretin yeniden belirlenmesi konularını kapsayan toplu iş sözleşmesi ile ilgili görüşmeler İşverenler Birliği`nin haksız dayatmaları sonucu kesintiye uğradı. Sendikanın yeni iş sözleşmesinde olmasını talep ettiği maddeler şöyle sıralanıyor: 1- İşverenin keyfi çıkış vermesini sonlandıracak bir maddenin bulunması, 2- Hastalıkta, iş kazası neticesinde ve kötü hava şartlarında üretimin yapılamaması durumunda ücretlerin ödenmesine devam edilmesi, 3- Kaçak ve sigortasız işçi çalışıtırılmasına son verilmesi 4- 2012 yılından itibaren bütün çalışanların ücretlerinin net olarak 100 Frank artırılarak her yıl enflasyon artışı oranında zam yapılması. Eski sözleşmenin süresi 2011 yılının sonunda dolduğu için yeniden görüşülmesi ve yıl sonuna kadar bir karara bağlanması gerekiyordu. Görüşmeler, sendikaların emekçilerle ilgili yeni taleplerine karşılık, İşverenler Birliği`nin bazı İnşaat kollarında çalışanların hakları ile ilgili olarak kısıtlamaya gitmek istemesi, Eylül 2011`de görüşmelerin tıkanmasına yol açtı. Aslında isverenler eski sözleşmenin devamından yana, fakat görüşme masasına emekçilerin bazı haklarını kısıtlayan yeni maddeler sürerek kendilerine manevra alanı yaratmak istiyorlar. Görünen o ki, ölümü gösterip sıtmaya razı etmek istiyorlar. Unia ve Syna Sendika yetkililerinin basın toplantısında söyledikleri gibi, İşverenler Birliği adeta tehdit ederek ``ya size önerdiklerimizi kabul edersiniz ya da biz yeni kısıtlamalara gideriz..`` diyorlardı. Ancak emekçilerin kararlı duruşu sonucunda işveren, adeta sadaka verir gibi, %1.5 oranında bir ücret artışını kabul edebileceklerini söylüyordu. Bilindiği gibi, 2011 yılında İsviçre`de İnşaat sektörü geçtiğimiz yıllarla kıyaslanamayacak oranda büyüme sağladı (%3.1). Buna karşın İnşaat sektöründe çalışan işçi sayısı %3.5 oranında azaldı. Bu daha fazla üretimin daha az sayıdaki emekçiye yaptırılması demektir. İşveren, inşaat sektörüündeki %3.1 oranında ki büyümeyi, tabii ki emeği daha fazla sömürerek sağladı. Bunun için de belli bir yaşa gelmiş ve iş güvencesi olmayan işçilerin işten çıkarılması, birçok sosyal haktan mahrum bırakılan, daha düşük ücretle çalıştırılan ve İsviçre genelinde sayıları yaklaşık 20 bin cıvarında olan, geçici işçi (temporär) sayısının artırılması, hastalık durumunda ücretlerin sadece belirli bir oranda ödenmesi ve kötü hava koşullarında dahi üretimin devam ettirilmesi. Kapitalizm hiç şüphe yok ki, bir krizler rejimidir. Ancak bazı durumlarda ve zamanlarda (özellikle de İsviçre`de) kriz, bir çok sosyal hak gaspının gündeme gelmesi, emekçiler üzerinde baskıların artırılması için yeni yasaların oluşturulması açısından bahane edilir. Çesitli vesilelerle görüştüğümüz sendikacılar, aydınlar, hatta bir çok iktisatçı, finans kapitalin son yıllardaki krizinin İsviçre`yi çok fazla etkilemediğini söylüyorlar. Ekonomik göstergeler de bu söylemleri doğruluyor. Ancak buna rağmen, bütçeden çeşitli bankalara aktarılan milyarlarca frank para emekçilerden tahsil edilmektedir. Son yıllarda pervasızca ve acımasızca emekçilerin aleyhine çıkarılan yasaların amacı bu anlatılanlardır. Bir söz vardır, ``eceline susamış`` diye. Tam da bu durumu anlatır. İşte o eceli elinde tutanlar yani isçiler, işsizler, emekçiler, yoksullar ve tam olarak 12.000 kişi, 24 Eylül 2011`de Bern Bundesplatz`da yaptıkları miting ile taleplerini haykırmışlardı. 25 Kasım 2011`de Zürih, Bern, Basel ve Lozan`da 2 Aralık 2011 tarihinde ise Tessin kantonunda yaklaşık 10 bin inşaat emekçisinin katıldığı birer günlük uyarı grevleri yapıldı. İşverenler Birliği`nin sözcüleri bu eylemleri illegal olarak değerlendirip, sendikaları düzeni bozmakla suçluyor. Sendikaların, daha önce işverenin önerdiği %1.5 oranında ki ücret artışının, 2012 yılının ilk 3 ayı için uygulanabileceğini ancak görüşmelerin kaldığı yerden devam etmesi önerisi de İşverenler Birliği tarafından reddedildi. Sendikaları suçlayan İşverenler Birliği yöneticileri, görüşme masasını terk ederek yeni yıla gecerli hiç bir sözleşme olmadan girilmesine neden oldular. Yeni yıla sözleşme yapılamadan girildiğini ve UNIA sendikasının bundan sonraki atacağı adımın ne olacağını sorduğum UNIA Sendikası İnşaat seksiyonu başkanı Hansueli Scheiegger, ``kavga bundan sonra başlıyor ve biz kendimizi yeni ve daha sert mücadele yöntemlerine göre konumlandırıyoruz. Greve gitmekten başka bir seçenek kalmadı.`` diye cevapladı. Sendikalar, işverenle pazarlığa başlamadan önce 16.000 emekçiyle bir anket düzenlemişler ve anketten alınan cevaplar doğrultusunda taleplerini ortaya koymuşlar. Baskent Bern`de yapılan mitinge ve diğer kentlerde yapılan uyarı grevlerinde konuştuğum emekçilerin, sorunlarının bilincinde olduğunu hemen hepsinin bu sorunları dile getirirken öfkeli olduğunu gördüm. İnşaat çalışanlarının yanında farklı sektörlerde çalışan emekçiler de vardı bu eylemlerde, bu kavgaya destek için. Eylem alanlarında farklı bölgelerden gelmiş işçilerle sohbet ederken bir taraftan da kürsüden sendikacıların konuşmalarını dinlemeye çalışıyordum. Kapitalizm sözcüğü cömertce kullanılsa da bu konuşmalarda, sanki emekçilerle sendikacılar arasında senkronize olmayan bir şeyler vardı. Sonuçta söz konusu olan talepler, sadece ekonomik de olsa bu kadar emekçi desteğine rağmen sendikaların işverenle pazarlıkta nasıl direneceklerini, bu taleplerin ne kadarını işverene kabul ettirebileceğini merak ediyorum. Zira görünen o ki, işçiler sendikayı önüne katmış ittirmeye çalışıyorlar. UNIA sendikası Kuzeybatı İsviçre bölgesi başkanı Eduard Schmied`in adeta yalvarır bir tavırla, ``işverenlar, işçileri bir limon gibi sıkarak suyunu çıkartmasınlar. kendilerine bir sepet limon gönderiyorum, bu limonları sıksınlar`` diye açıklama yapması ise daha radikal eylemler yapılması beklentisi içinde olan bir çok işçinin tepkisine neden oldu. Baden bölgesinden eylemlere katılan bazı işçiler, Eduard Schmied`in sorunu ekşiterek sulandırdığını dile getirdiler. Bütün bu gelişmeleri izlediğimiz ve takip ettiğimiz süreç içinde gördüğümüz, işverenin bütün manevra ve oyunlarına ve sendika yöneticilerinin ``bir ileri iki geri`` tavırlarına karşın: son sözü üretenler, yani emekçiler söyleyecekler. Abidin Çetin / Zürih __________________________________________________________________ Uludere’de toplu katliam
Şırnak'ın Uludere İlçesi Ortasu (Roboski) Köyü'nde köylülerin savaş
uçaklarıyla bombalanarak katledilmesi olayını yerinde inceleyerek, ön
izleme raporu hazırlayan İHD ve MAZLUMDER heyeti, olayın tam bir
yargısız infaz ve toplu katliam olduğunu belirtti. Bombardımandan sağ
kurtulmayı başaran Hacı Encü'nün ifadelerine yer verilen raporda,
askerlerin köylülerin önünü kestiği, uçakların da bombardıman yaptığı
kaydedildi.
TANIK: ASKERLER ÖNÜMÜZÜ KESTİ, UÇAKLAR BOMBALADI
'ASKERLER GİDİŞ GELİŞTEN HABERDARDI' __________________________________________________________________
AKP, 33 kurşun ve Dersim'i yapanların mirasçısıdır!
Şırnak
Uludere ilçesine bağlı Ortasu (Roboski) köyü çevresine Türk savaş
uçakları tarafından gerçekleştirilen bombardımanda çoğu çocuk yaşta 36
köylü katledilmiştir. Katliamı lanetliyor; halkımıza başsağlığı
diliyoruz.
EMEK
PARTİSİ BÖLGE ÖRGÜTÜ ___________________________________________________________________ ULUDERE KATLİAMI İSVİÇRE`DE PROTESTO EDILDI Şırnak`ın Uludere ilçesinde Türk F16 savaş uçaklarının bombalaması sonucu yaşanan katliam, İsviçre`nin Basel, Bern ve Zürih kenti başta olmak üzere bir çok yerde binlerce kişinin katıldıgı gösteri ve mitinglerle protesto edildi. Gösteriler, Basel Claraplatz`ta, Bern ve Zürih`te ise Türkiye konsoloslukları önünde yapıldı.
Zürih`te Türkiye Konsolosluğu önünde yapılan ve Kürdistan`lı kurumlarla birlikte bir çok demokratik kitle örgütünün desteklediği mitinge yaklaşık 500 kisi katıldı. Aralarında 13 yaşında çocukların da bulunduğu bu katliamın bir kaza ya da yanlış bir istihbarattan kaynaklanan bir katliam olmadığı, tam tersine planlı ve proğramlı bir katliam olduğu görüşü dile getirildi. Bu katliamın Kürtlere yapılan ilk katliam olmadığı gibi son da olmayacağını söyleyen konuşmacılar, özgürlük mücadelesi sürdüğü sürece bu tür insanlık dışı uygulamaların da devlet tarafından yapılabileceğine dikkat cektiler. Konuşmacılar, bu katliamın talimatının daha önce “altını üstüne getirin, kökünü kurutun, 500 değil, 5 bin hatta 50 bin olsa da yok edin!” diye fetva savuran Fetullah Gülen tarafından verildigini dile getirdier. Türkiye basınının katliamı ilk başlarda görmezden geldiğini, fakat Roj tv, ANF ve diğer demokratik basın kuruluşlarının olaydan hemen sonra katliamı halka duyurmaları ile ve ancak Genel Kurmay başkanlığı açıklama yaptıktan sonra olayları vermeye başladıklarını söylediler.
Polisin, protesto eylemine katılanları
konsolosluk binasına yaklaştırmamak
için
baş
vurduğu
sert tutumu ve zaman zaman plastik mermi kullanması,
tepkilere neden oldu.
Protesto
eyleminde bağırarak
kortejin önüne
çıkan ve
Türk olduğunu
söyleyen bir bayan gösterici, “bir Türk olarak bu gelişmelerden, halka
uygulanan baskılardan
ve Kürtlere yapılan katliamlardan
utanıyorum,
bu devletin vatandaşı olmaktan utanıyorum,
belki artık memleketime
gidemeyeceğim
ama bu utancı taşımak istemiyorum, beni
atsınlar
bu devletin vatandaşlığından”
diyerek katliama olan tepkisini dile getirdi. Abidin Cetin _________________________________________________________________ Halepçe, Dersim, Zilan, Digor, Uludere. Kürt halkına reva görülen yine ölüm yine katliam!!! Türkiye devletinin Uludere katliamına Basel’de protesto. TC. devleti tarafından 28 Aralık tarihinde Şırnak-Uludere’de yapılan katliam Basel de protesto edildi. 30 Aralik‘ta Basel Claraplatz’da biraraya gelen türkiyeli ve kürdistanlı 600’e yakın kişi ve demokratik kitle örgütleri Şırnak Uludere’de 35 kürdün savaş uçaklarıyla vahşice katledilmesini protesto etti.
Eylemciler , pankratlarda da yazılı
olan “Artık yeter”, “Edi beşe”, “Uludere katliamının
hesabını verin”, “ Kürt halkı yalnız değildir”, “Faşizme
karşı omuz omuza” , “Kürdistan faşizme mezar olacak”,
“Katil devlet hesap verecek” sloganlarını attılar. Yapılan
açıklamada: “Halepçe,Dersim,Ağrı,33 Kurşun, Zilan deresi, Digor,
Peyanis, Çele Şırnak Uludere Kürt halkına reva görülen yine ölüm yine
katliam.…bir yanda sözde açılım politikaları dillendirilirken öte yandan
12 eylül faşizmini de aşan yeşil faşizmi devreye sokmuşlardır. Yürütülen
bu kirli savaşta kimyasal silah kullanımı da dahil sivillere dönük
katliamlarla insanlığa karşı savaş suçu işlenmiştir. Yaşanan bu katliam
karşısında insanım diyen herkesi; başta demokratik kitle örgütleri,
sivil toplum örgütleri, insan hakları savunucuları ve tüm kardeş
halkları yaşanan bu vahşet karşısında demokratik tepkilerini ortaya
koymaya çağırıyoruz.” görüşleri dile getirildi.
|
|