ANASAYFA
Manşet
Toplum-Yaşam
Entegrasyon
Kadın
Gençlık
Bilim-Teknik
Spor
Kültür-Sanat
Mizah
Sağlık
Okur köşesi
Künye
İlan Fiyatları
Linkler
E-Posta

Önceki Sayılar

______________
KÖŞE YAZILARI
______________
  arkadaş`dan
______________

Dünyaya Bakış

Fuat Akyürek
_________________
Bilimin içinden
Ergün Özalp
_____________________
Güncel
A.Haydar Sancar

_____________________

Yaşar
ATAN




_____________________

E-Mail:
arkadasim04@yahoo.de

_____________________

Reklamlarıınız arkadaş'ta değerlenir.

 
İNŞAAT İŞÇİSİ:

MÜCADELEYE DEVAM!

  İsviçre`de Şubat 2011`de başlayan UNIA ve SYNA sendikaları ile İsviçre İnşaat İşverenler Birliği(Baumeisterverband) arasında süren görüşmeler Aralık 2011 tarihinden itibaren kopmuş durumda.

İsviçre genelinde sendika üyesi olan yaklaşık 100 bin inşaat işçisi bulunmaktadır. İnşaat işçileri iş güvenliği ve asgari ücretin yeniden belirlenmesi konularını kapsayan toplu iş sözleşmesi ile ilgili görüşmeler İşverenler Birliği`nin haksız dayatmaları sonucu kesintiye uğradı.

  Sendikanın yeni iş sözleşmesinde olmasını talep ettiği maddeler şöyle sıralanıyor:

1- İşverenin keyfi çıkış vermesini sonlandıracak bir maddenin bulunması,

2- Hastalıkta, iş kazası neticesinde ve kötü hava şartlarında üretimin yapılamaması durumunda ücretlerin ödenmesine devam edilmesi,

3- Kaçak ve sigortasız işçi çalışıtırılmasına son verilmesi

4- 2012 yılından itibaren bütün çalışanların ücretlerinin net olarak 100 Frank artırılarak her yıl enflasyon artışı oranında zam yapılması.

  Eski sözleşmenin süresi 2011 yılının sonunda dolduğu için yeniden görüşülmesi ve yıl sonuna kadar bir karara bağlanması gerekiyordu. Görüşmeler, sendikaların emekçilerle ilgili yeni taleplerine karşılık, İşverenler Birliği`nin bazı İnşaat kollarında çalışanların hakları ile ilgili olarak kısıtlamaya gitmek istemesi, Eylül 2011`de görüşmelerin tıkanmasına yol açtı. Aslında isverenler eski sözleşmenin devamından yana, fakat görüşme masasına emekçilerin bazı haklarını kısıtlayan yeni maddeler sürerek kendilerine manevra alanı yaratmak istiyorlar.

  Görünen o ki, ölümü gösterip sıtmaya razı etmek istiyorlar. Unia ve Syna Sendika yetkililerinin basın toplantısında söyledikleri gibi, İşverenler Birliği adeta tehdit ederek ``ya size önerdiklerimizi kabul edersiniz ya da biz yeni kısıtlamalara gideriz..`` diyorlardı. Ancak emekçilerin kararlı duruşu sonucunda işveren, adeta sadaka verir gibi, %1.5 oranında bir ücret artışını kabul edebileceklerini söylüyordu.

 Bilindiği gibi, 2011 yılında İsviçre`de İnşaat  sektörü geçtiğimiz yıllarla kıyaslanamayacak oranda büyüme sağladı (%3.1). Buna karşın İnşaat  sektöründe çalışan işçi sayısı %3.5 oranında azaldı. Bu daha fazla üretimin daha az sayıdaki emekçiye yaptırılması demektir.

  İşveren, inşaat  sektörüündeki %3.1 oranında ki büyümeyi, tabii ki emeği daha fazla sömürerek sağladı. Bunun için de belli bir yaşa gelmiş ve iş güvencesi olmayan işçilerin işten çıkarılması, birçok sosyal haktan mahrum bırakılan, daha düşük ücretle çalıştırılan ve İsviçre genelinde sayıları yaklaşık 20 bin cıvarında olan, geçici işçi (temporär) sayısının artırılması, hastalık durumunda ücretlerin sadece belirli bir oranda ödenmesi ve kötü hava koşullarında dahi üretimin devam ettirilmesi.

 Kapitalizm hiç şüphe yok ki, bir krizler rejimidir. Ancak bazı durumlarda ve zamanlarda (özellikle de İsviçre`de) kriz, bir çok sosyal hak gaspının gündeme gelmesi, emekçiler üzerinde baskıların artırılması için yeni yasaların oluşturulması açısından bahane edilir. Çesitli vesilelerle görüştüğümüz sendikacılar, aydınlar, hatta bir çok iktisatçı, finans kapitalin son yıllardaki krizinin İsviçre`yi çok fazla etkilemediğini söylüyorlar. Ekonomik göstergeler de bu söylemleri doğruluyor. Ancak buna rağmen, bütçeden çeşitli bankalara aktarılan milyarlarca frank para emekçilerden tahsil edilmektedir. Son yıllarda pervasızca ve acımasızca emekçilerin aleyhine çıkarılan yasaların amacı bu anlatılanlardır.

  Bir söz vardır, ``eceline susamış`` diye. Tam da bu durumu anlatır. İşte o eceli elinde tutanlar yani isçiler, işsizler, emekçiler, yoksullar ve tam olarak 12.000 kişi, 24 Eylül 2011`de Bern Bundesplatz`da yaptıkları miting ile taleplerini haykırmışlardı. 25 Kasım 2011`de Zürih, Bern, Basel ve Lozan`da 2 Aralık 2011 tarihinde ise Tessin kantonunda yaklaşık 10 bin inşaat emekçisinin katıldığı birer günlük uyarı grevleri yapıldı. İşverenler Birliği`nin sözcüleri bu eylemleri illegal olarak değerlendirip, sendikaları düzeni bozmakla suçluyor.

  Sendikaların, daha önce işverenin önerdiği %1.5 oranında ki ücret artışının, 2012 yılının ilk 3 ayı için uygulanabileceğini ancak görüşmelerin kaldığı yerden devam etmesi önerisi de İşverenler Birliği tarafından reddedildi. Sendikaları suçlayan İşverenler Birliği yöneticileri, görüşme masasını terk ederek yeni yıla gecerli hiç bir sözleşme olmadan girilmesine neden oldular.

  Yeni yıla sözleşme yapılamadan girildiğini ve UNIA sendikasının bundan sonraki atacağı adımın ne olacağını sorduğum UNIA Sendikası İnşaat seksiyonu başkanı Hansueli Scheiegger, ``kavga bundan sonra başlıyor ve biz kendimizi yeni ve daha sert mücadele yöntemlerine göre konumlandırıyoruz. Greve gitmekten başka bir seçenek kalmadı.`` diye cevapladı.

  Sendikalar, işverenle pazarlığa başlamadan önce 16.000 emekçiyle bir anket düzenlemişler ve anketten alınan cevaplar doğrultusunda taleplerini ortaya koymuşlar.

 Baskent Bern`de yapılan mitinge ve diğer kentlerde yapılan uyarı grevlerinde konuştuğum emekçilerin, sorunlarının bilincinde olduğunu hemen hepsinin bu sorunları dile getirirken öfkeli olduğunu gördüm.  

İnşaat  çalışanlarının yanında farklı sektörlerde çalışan emekçiler de vardı bu eylemlerde, bu kavgaya destek için.   

   Eylem alanlarında farklı bölgelerden gelmiş işçilerle sohbet ederken bir taraftan da kürsüden sendikacıların konuşmalarını dinlemeye çalışıyordum. Kapitalizm sözcüğü cömertce kullanılsa da bu konuşmalarda, sanki emekçilerle sendikacılar arasında senkronize olmayan bir şeyler vardı. Sonuçta söz konusu olan talepler, sadece ekonomik de olsa bu kadar emekçi desteğine rağmen sendikaların işverenle pazarlıkta nasıl direneceklerini, bu taleplerin ne kadarını işverene kabul ettirebileceğini merak ediyorum. Zira görünen o ki, işçiler sendikayı önüne katmış ittirmeye çalışıyorlar.

  UNIA sendikası Kuzeybatı İsviçre bölgesi başkanı Eduard Schmied`in adeta yalvarır bir tavırla, ``işverenlar, işçileri bir limon gibi sıkarak suyunu çıkartmasınlar. kendilerine bir sepet limon gönderiyorum, bu limonları sıksınlar`` diye açıklama yapması ise daha radikal eylemler yapılması beklentisi içinde olan bir çok işçinin tepkisine neden oldu. Baden bölgesinden eylemlere katılan bazı işçiler, Eduard Schmied`in sorunu ekşiterek sulandırdığını dile getirdiler.

  Bütün bu gelişmeleri izlediğimiz ve takip ettiğimiz süreç içinde gördüğümüz, işverenin bütün manevra ve oyunlarına ve sendika yöneticilerinin ``bir ileri iki geri`` tavırlarına karşın: son sözü üretenler, yani emekçiler söyleyecekler.

Abidin Çetin / Zürih

__________________________________________________________________

Uludere’de  toplu katliam

 Şırnak'ın Uludere İlçesi Ortasu (Roboski) Köyü'nde köylülerin savaş uçaklarıyla bombalanarak katledilmesi olayını yerinde inceleyerek, ön izleme raporu hazırlayan İHD ve MAZLUMDER heyeti, olayın tam bir yargısız infaz ve toplu katliam olduğunu belirtti. Bombardımandan sağ kurtulmayı başaran Hacı Encü'nün ifadelerine yer verilen raporda, askerlerin köylülerin önünü kestiği, uçakların da bombardıman yaptığı kaydedildi.

Şırnak'ın Uludere İlçesi Ortasu Köyü'nde köylülerin savaş uçaklarıyla bombalanarak katledilmesi olayını yerinde incelemek için Uludere'ye giden İHD ve MAZLUMDER, hazırladıkları ön izlenim raporunu açıkladı. İHD Genel Merkez yöneticileri ile Diyarbakır, Hakkari, Van, Siirt ve Mardin şubeleri ile MAZLUMDER Genel Merkez yöneticileri, Hakkari ve Diyarbakır şube yöneticilerinden oluşan heyetin hazırladığı ön izleme raporunda çarpıcı noktalara değinildi.

Akşam saatlerinde Uludere İlçesi'ne varıldığı ve cenazelerin bekletildiği Devlet Hastanesi'ne gidildiği belirtilen raporda, "Hastanenin kalabalık, cenazelerin gruplar halinde gelişi güzel odalarda battaniyelere sarılı halde bekletildikleri, ailelerin de cenazelerin başında beklemekte oldukları görülmüştür. Otopsinin yapılmakta olduğu yerin hastanenin kalorifer kazanı odasının bitişiğinde bodrum katta, salonun bir kısmının çarşaflarla kapatılarak ikiye ayrıldığı ve otopsinin perde arkasında yapılmakta olduğu, otopsi işlemlerine aileleri temsilen Şırnak Barosu'ndan tek bir avukatın bulunmasına izin verildiği, 2 savcının işlemleri yürüttüğü, saat 18.30 itibariyle sadece 6 cenazenin otopsi işleminin tamamlandığı tespit edilmiştir" denildi.

Hastanede bulunan cenazelerin yaş aralığının 12-28 yaş aralığı olduğu ve maktullerin ağırlıkla 12-18 yaş aralığında oldukları vurgulanan raporda, olayın yaşandığı yerin sınırın sıfır noktasında olduğu belirtildi.

TANIK: ASKERLER ÖNÜMÜZÜ KESTİ, UÇAKLAR BOMBALADI
Raporda, olaydan sağ kurtulan ve hastanede görüşülen 19 yaşındaki Hacı Encü'nün şu beyanlarına yer verildi: "28.12.2011 günü Saat 16.00'da 40-50 kişilik bir grupla birlikte mazot ve gıda maddesi getirmek üzere yine bu sayıda katırla beraber sınırın Irak tarafına geçtik. Karakola özellikle bir bilgilendirme yapmadık ancak gidip geldiğimizi zaten biliyorlardı. Amacımız şeker ve mazot getirmekti. Hatta giderken İnsansız Hava Aracının sesini dahi duyduk ancak sürekli gidip geldiğimiz için yolumuza devam ettik. Akşam 19.00'da katırları yükleyerek yola çıktık. Saat 21.00 gibi sınıra yaklaştık. Bizim köyün yaylasına vardık, yayla tam sınırdadır. Orada önce aydınlatma fişeği ve akabinde de top-obüs atışı yapıldı. Biz yükümüzü sınırın diğer tarafında bıraktık. Hemen ardından uçaklar geldi ve bombardıman başladı. Biz iki gruptuk, öndeki grup ile arkadaki grup arasında 300-400 metre mesafe vardı. İlk top atışından hemen sonra uçak geldi. Askerler bizim yaylayı tuttukları için, bu tarafa geçebileceğimiz başka yol yoktu. Bu nedenle gruplar sıkışarak bir araya gelmek zorunda kaldı. Sonunda iki büyük grup olduk. İlk uçak bombardımanında sınırın sıfır noktasında bulunan yaklaşık 20 kişilik grup imha oldu. Hemen geriye kaçmaya başladık. Kayalıklar arasında kalanların üzerine bomba yağmaya başladı.
Benim de içinde bulunduğum grup 6 kişiydi, bu gruptan 3 kişi kurtulduk. Üzerimizde günlük sivil elbiselerimiz vardı, hiç kimsede silah yoktu. Olay 1 saat falan sürdü. Bir iki kişi 3 katırla beraber küçük bir deredeki suya girdik. Bir saat bekledikten sonra bir kayalığın altına sığındık. Arkadaşlarımızdan haber alamadık. Saat 23.00-23.30 gibi gelen ışıklardan ve seslerden köylülerin geldiğini anladık. Köylüler feryat etmeye başlayınca askerler tuttukları yerlerden çekilerek yaylayı da boşalttılar. Çok uzun zamandır bu işi yapıyoruz. İki kişi evliydi, diğerleri lise ve ilköğrenim öğrencisiydi. Henüz hiç kimse beni ifade vermem için çağırmadı. Olaydan sonra hiç asker görmedim."

'ASKERLER GİDİŞ GELİŞTEN HABERDARDI'
Raporda, heyetin yaptığı tespitler şu şekilde sıralandı:

" * Olayda tamamı sivil olan insanların öldürüldüğü ve yaralandığı,
* Olay esnasında gruba DUR ihtarı yapılmadığı ve uyarılmadıkları, hiçbir surette güvenlik güçlerine ateş açılmadığı, askerlerin de bireysel olarak ateş etmedikleri, olayda uçakların bombardıman yaptıkları ve ölümlerin bu nedenle olduğu,
* Sivillerin olay yerinde bulunan güvenlik güçlerince tanınan ve bilinen insanlar oldukları, güvenlik güçlerinin sınır ticareti nedeniyle yapılan bu gidiş ve gelişlerden haberdar oldukları,
* Tarafımızdan görülmemekle beraber görgü tanığının ve köylülerin anlatımından sınır ticareti için aynı güzergahın sürekli kullanıldığı ve güvenlik kuvvetleri dahil herkesçe bilindiği, kullanılan yolun patika yol olmadığı, yolun üstünde maden ocaklarının bulunduğu,
* Resmi açıklamaların aksine olay yerinin Sinat-Haftanin olarak adlandırılan bölgeye uzak olduğu, saldırıya uğrayan bir grubun Türkiye tarafında olduğu bir grubun da Irak-Türkiye sınırının üstünde olduğu,
* Olaydan sonra hiçbir resmi kurumun cenazeleri almak için girişimde bulunmadıkları ve askerlerin olay bölgesinden tamamen çekildikleri, cenazelerin köylüler tarafından alınarak kendi imkanları ile Gülyazı köyüne getirildikleri,
* Hastane koşullarının otopsi işlemine elverişli olmadığı, cenazelerin gelişi güzel odalara bırakıldığı, cenazelerin akrabaları tarafından battaniyelere sarıldıkları, hastane personelinin yetersiz sayıda olduğu hatta gördüğümüz kadarıyla neredeyse yok denecek sayıda olduğu ve cenazelerin aileler tarafından otopsiye ve ambulanslara taşındığı,
* Cenazelerden otopsi sonucunda elde edilecek delillerin mevcut koşullar nedeniyle usulüne uygun şekilde alınamayacağı, bu nedenle delillerin karartılma ihtimalinin yüksek olduğu,
* Hastanede heyetimiz tarafından görülen cesetlerin yanmış, iç organlarının dışarıda olduğu, çoğunun kafatasının parçalandığı, vücut bütünlüklerinin parçalanmak suretiyle bozulduğu,
* Olayda tahrip gücü çok yüksek, yakıcı nitelikte mühimmatın kullanıldığı tespit edilmiştir."

'YAPILAN YARGISIZ İNFAZ VE TOPLU KATLİAM'
Yaşanan olay hakkında daha ayrıntılı bir raporun hazırlanması gerektiği kaydedilen raporda, "Heyetimiz bu olaya ilişkin olarak yapılanın bir yargısız infaz olduğu, öldürülenlerin sayısı itibariyle toplu bir katliam niteliği taşıdığı sonucuna varmıştır. Bu amaçla ulusal ve uluslar arası sivil toplum örgütlerinin incelemede bulunmak üzere duyarlılık göstermelerini, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin derhal heyet göndermesinin gerektiği, Türk medyasının 'resmi kurumların yaptığı açıklamalar dışında' katliama basın etiği çerçevesinde yaklaşması ve kamuoyuna gerçekleri aktarması hususunda duyarlı olması gerektiği sonucuna varılmıştır" denildi.
(Şırnak/DİHA)

__________________________________________________________________

 

AKP, 33 kurşun ve Dersim'i yapanların mirasçısıdır!

 Şırnak Uludere ilçesine bağlı Ortasu (Roboski) köyü çevresine Türk savaş uçakları tarafından gerçekleştirilen bombardımanda çoğu çocuk yaşta 36 köylü katledilmiştir. Katliamı lanetliyor; halkımıza başsağlığı diliyoruz.
AKP Hükümetinin halkımızın demokrasi ve özgürlük mücadelesini bastırmak için sürdürdüğü askeri ve siyasi operasyonlara, sivil halkın ve çocukların katledildiği bombardımanlar eklenmiştir. AKP’nin İçişleri Bakanı Şahin’in Mussolini faşizmine rahmet okutan açıklamalar yaptığı bir zamanda bu katliamın gerçekleşmesinin rastlantı olmadığı açıktır.
Ortadoğu’daki diktatörlere demokrasi dersi veren Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’sinde gerçekleştirilen bu katliamın NAZİ’lerin İspanya’nın Bask Bölgesinde gerçekleştirdiği Guernica katliamından farkı yoktur. Ortasu (Roboski) katliamı, AKP’nin ustalık dönemi tablosudur. Bu katliam; 33 Kurşun’un faili olan General Muğlalı’nın adını taşıyan kışlanın adını değiştiren, Dersim katliamı için özür dileyen AKP’nin aslında bu katliamcı zihniyetin devamcısı olduğunu dünya âleme göstermiştir.
Emek Partisi Bölge Örgütü olarak bütün halkımızı; her milliyetten emek, barış ve demokrasi güçlerini bu katliama karşı sokaklarda, alanlarda tepkimizi haykırmaya, katliamın hesabını sormak için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.

 EMEK PARTİSİ BÖLGE ÖRGÜTÜ
RÊXISTINA HERÊMÊ YA PARTIYA KEDÊ

 ___________________________________________________________________

ULUDERE KATLİAMI İSVİÇRE`DE PROTESTO EDILDI

  Şırnak`ın Uludere ilçesinde Türk F16 savaş uçaklarının bombalaması sonucu yaşanan katliam, İsviçre`nin Basel, Bern ve Zürih kenti başta olmak üzere bir çok yerde binlerce kişinin katıldıgı gösteri ve mitinglerle protesto edildi. Gösteriler, Basel Claraplatz`ta, Bern ve Zürih`te ise Türkiye konsoloslukları önünde yapıldı.

 

  Zürih`te Türkiye Konsolosluğu önünde yapılan ve Kürdistan`lı kurumlarla birlikte bir çok demokratik kitle örgütünün desteklediği mitinge yaklaşık 500 kisi katıldı. Aralarında 13 yaşında çocukların da bulunduğu bu katliamın bir kaza ya da yanlış bir istihbarattan kaynaklanan bir katliam olmadığı, tam tersine planlı ve proğramlı bir katliam olduğu görüşü dile getirildi. Bu katliamın Kürtlere yapılan ilk katliam olmadığı gibi son da olmayacağını söyleyen konuşmacılar, özgürlük mücadelesi sürdüğü sürece bu tür insank dışı uygulamaların da devlet tarafından yapılabileceğine dikkat cektiler. Konuşmacılar, bu katliamın talimatının daha önce “altını üstüne getirin, kökünü kurutun, 500 değil, 5 bin hatta 50 bin olsa da yok edin!” diye fetva savuran Fetullah Gülen tarafından verildigini dile getirdier. Türkiye basınının katliamı ilk başlarda görmezden geldiğini, fakat Roj tv,  ANF ve diğer demokratik basın kuruluşlarının olaydan hemen sonra katliamı halka duyurmaları ile ve ancak Genel Kurmay başkanlığı açıklama yaptıktan sonra olayları vermeye başladıklarını söylediler.

  Polisin, protesto eylemine katılanları konsolosluk binasına yaklaştırmamak için  baş vurduğu sert tutumu ve zaman zaman plastik mermi kullanması, tepkilere neden oldu. Protesto eyleminde bağırarak kortejin önüne çıkan ve Türk olduğunu söyleyen bir bayan gösterici, “bir Türk olarak bu gelişmelerden, halka uygulanan baskılardan ve Kürtlere yapılan katliamlardan utanıyorum, bu devletin vatandaşı olmaktan utanıyorum, belki artık memleketime gidemeyeceğim ama bu utancı taşımak istemiyorum, beni atsınlar bu devletin vatandaşlığından” diyerek katliama olan tepkisini dile getirdi.
 Miting daha sonra, 3 günlük yas ilanının açıklanması ve ölenlerin anısına yapılan 1 dakikalık saygı duruşuyla sona erdi.

                                                    Abidin Cetin

_________________________________________________________________

Halepçe, Dersim, Zilan, Digor, Uludere. Kürt halkına reva görülen yine ölüm yine katliam!!!

 Türkiye devletinin  Uludere katliamına Basel’de protesto.

TC. devleti tarafından 28 Aralık tarihinde Şırnak-Uludere’de yapılan katliam  Basel de protesto edildi. 30 Aralikta Basel Claraplatz’da biraraya gelen türkiyeli ve kürdistanlı 600’e yakın kişi ve demokratik kitle örgütleri Şırnak Uludere’de 35  kürdün savaş uçaklarıyla vahşice katledilmesini protesto etti.

 Eylemciler , pankratlarda da yazılı olan “Artık yeter”, “Edi beşe”, “Uludere katliamının hesabını verin”, “ Kürt halkı yalnız değildir”, “Faşizme karşı omuz omuza” , “Kürdistan faşizme mezar olacak”, “Katil devlet hesap verecek” sloganlarını attılar. Yapılan açıklamada:  “Halepçe,Dersim,Ağrı,33 Kurşun, Zilan deresi, Digor, Peyanis, Çele Şırnak Uludere Kürt halkına reva görülen yine ölüm yine katliam.…bir yanda sözde açılım politikaları dillendirilirken öte yandan 12 eylül faşizmini de aşan yeşil faşizmi devreye sokmuşlardır. Yürütülen bu kirli savaşta kimyasal silah kullanımı da dahil sivillere dönük katliamlarla insanlığa karşı savaş suçu işlenmiştir. Yaşanan bu katliam karşısında insanım diyen herkesi; başta demokratik kitle örgütleri, sivil toplum örgütleri, insan hakları savunucuları ve tüm kardeş halkları yaşanan bu vahşet karşısında demokratik tepkilerini ortaya koymaya çağırıyoruz.” görüşleri dile getirildi.
Son olarak da ,  yaşamını yitiren 35 kişinin ailelerine ve tüm halka başsağlığı dilenerek açıklama sonlandırıldı.   Basel / CAViT TEMÜRTÜRKAN