ANASAYFA
Manşet
Toplum-Yaşam
Entegrasyon
Kadın
Gençlık
Bilim-Teknik
Spor
Kültür-Sanat
Mizah
Sağlık
Okur köşesi
Künye
İlan Fiyatları
Linkler
E-Posta

Önceki Sayılar

______________
KÖŞE YAZILARI
______________
  arkadaş`dan
______________

Dünyaya Bakış

Fuat Akyürek
__________________
Bilimin içinden
Ergün Özalp
_____________________
Güncel
A.Haydar Sancar

_____________

Yaşar
ATAN


_____________________

E-Mail:
arkadasim04@yahoo.de

_____________________

Reklamlarıınız arkadaş'ta değerlenir.

 

Bilimin İçinden

Ergün Özalp

 

Propaganda, gütme ve aldatma üzerine (1)

             27 - 28 Aralık gecesinde ,Uludere’de Türk  Ordusu tarafından cumhuriyet tarihinin en büyük sivil katliamlarından biri  yapıldı. Dersim ve Muğlalı Paşa’nın 1943‘te ‚ Özalp’ta ‘‘33 kurşun‘‘ la , 33 Kürt köylüsünü  kurşuna dizmesi , hafızalardan silinmemişken  bu kez de,yıllardır  devletin bilgisi altında aynı güzergahta sınır ticareti yapan, çoğu aynı aileye mensup  ve yaşları 12 ile 20 arasında  değişen 35 kürt  genci,  bu kez önce  sınırdan geriye  çevrildi, sonra da bir yerde toplanarak  atışa hazır  hedef  olarak  katledildi. Tek fark,  bu kez  şair Ahmet Arif’in 33 kurşun şiirinde yazdığı gibi ‚‘‘ domdom kurşunu‘‘ ile değil, Türk Hava Kuvvetleri’ne ait F-16 bombardıman uçaklarıyla , paramparça edilmeleriydi.. .

 Kürt Medyası, olayı, gece olduğu saatlerde, canlı yayınla dünya medyasına  duyurdu. Fakat  tüm dünyanın öğrendiği gerçek, 24 saatten fazla Türkiye kamuoyundan, halklarından  gizlendi. Holding Medyası ise, olayı bir gün gecikmeyle verirken  bile ,30 Aralık’taki manşetleriyle ,Fethullah-AKP – Genelkurmay’dan müteşekkil   şer cephesinin işlediği bu haltın, üstünü örtmeye, ‘‘yanlış istihbarat , terörist sanıldılar , Heron istihbaratı, operasyon hatası, PKK içindeki Mit ajanının yanlış istihbaratı ‘‘ vb gerekçelerle olayı küçültüp, sıradanlaştırdılar, kürt halkının yası ve acısıyla alay da ettiler..Van depremi sırasında da böyle yapmışlardı .‘‘Aşağılık , çukur  ve şerefsiz medya ‘‘gibi sıfatlar artık bu ‘‘büyük medya‘ için, gerçekten çok hafif  deyimler...Maaşları ve ek çıkarlarıyla, bütünüyle devletten nemalanmaya endekslenmiş bu aslak medyanın tamamı, yalan haber ve  mizansen görüntüleri polis ve ‘‘derin devlet‘‘ odaklarından almakta , virgülüne dokunmadan da yayınlamaktadır .Bu polis - basın ilişkisini, Fırat Haber Ajansı, 24 Kasım’da polisin atılmasını istediği manşet ve haberleri ;suçüstü yaparak  23 Kasım’da  belgeleyerek   deşifre etmişti. Daha önce, psikolojik savaşı yürütmekte başarısız olduklarını itiraf eden Genelkurmayın, yeni  stratejik planının  bir yönü de , medyada yeralacak haber ve görüntülerin  tamamının bu şekilde  merkezi olarak belirlenmesiydi. Alternatif medyanın dışındaki  Holding Medyası ,artık, AKP  ve genelkurmayın ‘‘ Bizim servis ettiklerimiz dışında özellikle kürt sorunuyla ilgili bir şey yazmayacaksınız ‘‘ talimatı  doğrultusunda davranmakta ve hatta bazen gönüllü bir işgüzarlıkla ; polis talimatlarını da  aşan abartılı yalanlar üretmeye devam etmektedir..Ama, hiçbir yalanın üstü örtülemiyor , günümüzde gerçeklerin gizlenmesi daha zor. Kürt medyası var, devrimci  basın var , internet ve sosyal ağlar var.. Gerçekler ve görüntüler kısa sürede dünyayı dolaşabiliyor..Bu son  katliamın üstünün örtülmesi, ya da bundan sonraki çabalarla da  örtülmesi mümkünmü? Genelkurmay, ‘terörist sandık vurduk‘ diyerek icraatını  baştan  tevil yollu da olsa üstlenmedi mi ? Olayı,hükümet ve yandaş medyanın  yok sayarak  24 saat susması, görmezden gelmesi  neyi değiştirdi? Gün, laf üretme , tarafsız kalma  bekleme günü değil,  açıktan safını belirleme günüdür.  Genelkurmay ve polisin emrine girmiş Sözde Liberal, kemalist , ya da doğrudan AKP- Fethullah çizgisindeki Türkiye Medyası‘nda  görevli  basın emekçileri ,hitlerci , faşist kara propaganda merkezlerinin emrinde  onursuz bir gazeteci  sıfatını; çocuklarına, torunlarına miras bırakmak istemiyorlarsa, bu uğursuz şer karargahlarını  derhal terketmeli ve patronlarını  yazgılarıyla başbaşa bırakmalıdırlar!

Gerçeklerin üstü elbette uzun süre küllenemiyor .Ama  kanlı elleri, vatandaşının  yakasından düşmeyen bu zulüm cephesinin yıllardır yürttüğü kara propagandaların, gerçekleri ters yüz ederek yansıtmasının, adeta kemikleşmiş  nesnel  bir zemin yaratarak etkili olduğunu da görmek gerekiyor. 30 yıldır süren kürt özgürlük hareketi ve halk direnişinin açtığı gediklerden  doğan fiili bir  durumla , bir yandan cumhuriyet döneminin dokunulmaz  tabu olgularıyla‚‘‘ Dersim katliamı‘‘ ‚‘‘Ermeni katliamı‘‘ vb.birçok sümenaltı  edilmiş gerçeklerle, halk yüze gelip tartışırken , öte yandan  da yeni katliam planları ve yalanlar üretiliyor. Bu paradoks gibi görünüyor. Ama , tarihsel deneyimlerde gösteriyor ki, halkın yalanları yutmadığı ,sorgulamanın başladığı süreçler – son yıllarda  PKK’nin ilan ettiği ateşkes ortamları , savaşın şiddetini düşürmüş ,kürt sorunu ve barış tartışılmaya başlanmıştı- örtülü -kara propagandanın da yoğunlaştığı dönemlerdir. Hitlerci propaganda ve yalanların da  en yoğunlaştığı dönem ; Hitler Almanyası’nın yenilgi sürecinin başlangıcı olan , Kızılordu‘ nun Stalingrad Zaferi  sonrasına denk düşen  günlerdir..

Aslında, kitlelerin nasıl yönlendirileceği, psikolojik yönlendirme ve aldatmanın nasıl yapılacağı;  ,emperyalist tekeller ve onların terör aygıtı olan devletler tarafından, bir  ekonomik sektör haline getirildi. Bu alanda çalışan  birçok bilim adamını  parasal  güçleriyle yönlendiriyor , beyin ve insan psikolojisine yönelik yaptırdıkları  araştırmaların  sonuç bulgularını gizleyerek;  bunları, kötü emellerini  gerçekleştirmekte   ya üretim alanında  bir ürünün pazarlamasında  reklam teknikleri olarak, ya da  politikada , savaşta ,kültür ve sanatta  illüzyon yaratarak; kamuoyunun bilincini,  itaatkâr ,düzene zarar vermeyecek , sömürülerini aksatmayacak bir  pozisyonda tutmaya çalışıyorlar. Çok yönlü bu uğraşlarının  özü ve hedefi, kitlelerin eğilimlerini ,etki ve tepkilerini  önceden  eğitilmiş ,öğretilmiş  davranışlara dönüştürmek, yani refleksler haline getirmektir. Tarikatların , telkin yöntemleri , aynı şeylerin sürekli tekrarlatılması , çocuk yaşta dayatılan ezbercilik ; bunların temel  araçlarıdır.Bu çabalar, sorgulamayan bir toplum( yani sürüleşmişbir toplum ) yaratmayı amaçlamaktadır..Hitler bunu bir dönem başarmıştı,  ama yenilmekten  de sonuçta  kurtulamadı.Fakat geriye bıraktığı Gobbelsçi mirası; CIA, Mossad ve bilumum burjuva devletlerin ‚‘think tank‘ ları, psikolojik savaş karargahları  devraldılar ve  geliştirerek  sürdürdüler...

Şu kadarını şimdilik belirtelim ki, faşist -kara propaganda merkezleri  gücünü ; arkaik efsanelere, boş inançlara ve  ulusal  mitlere  vb. bilinç dışı bir zemine yaslanmaktan ; insanların basit duygu , güdü ve arzularını tahrik etmekten; insanların bilgi sandığı  soyut önyargılara, gerçeklerden daha  kolay  inanma eğiliminden, ‘kendini bir gruba ait hissetme güdüsü‘ nün   tatmin edilmesinden, geleceğe yönelik  -uyduruk olsa da - bir umut ve beklenti yaratmaktan; özetle, insanların  bilinçdışını  kaşıyarak,  slogan ve taktiklerini  bu olgular üzerine bina etmekten  almaktadır..Hitler’e göre  propagandanın amacı;‘‘ İnsanları bilimsel gerçeklerden haberdar etmek değil , belli olaylara basit bir dille dikkat çekmek ,dar bir alan ve konu üzerinde  yoğunlaşmak ve değişmez kalıplar halinde aynı temayı  tekrarlamaktır‘‘ ( Hitler’in  ‘Kavgam’ adlı  kitabından).Hitler  sloganları ve nutuklarında , sürekli  olarak ,kitlelerin geri , zaaflı yönlerine ,onların  içgüdülerine seslenmiş , çekici vaadlerde bulunmuştur.Örneğin; Hitler 1.Dünya Savaşı sonrasında  dul kalmış  onbinlerce alman kadınına,‘‘Her kadına bir koca ve evlilik‘‘  vaadinde bulunmuş , ama  2.Dünya savaşında , cepheye sürülen milyonlarca  alman erkeğin  cephede  yokoluşuna yolaçarak dul kadınların  sayısını da ,erkek sayısının üç katına çıkarmıştır.

Arsızca üretilmiş ,bu türden  kuyruklu yalanların ; savaş ortamlarında, kitlelerin duygusal olarak  bölünüp  zafere şartlandırıldığı, düşmanın ise  aşağılanarak  küçümsendiği  süreçlerde; - kanaat önderlerince - devlet büyükleri tarafından piyasaya sürüldüğü, tarihsel bir gerçektir. Bu açıdan baktığınızda , ABD’nin Ortadoğu projeleri ve Fethullah’ın telkinleriyle yola koyulan  T. Erdoğan ve B. Arınç’ın ikilisinin; kürt sorunu karşısındaki  tarihsel rol ve söylemleriyle; Hitler –Gobbels  ikilisinin, sahtekâr icraatları arasında  herhangi  bir fark görmeniz mümkünmüdür ?

ergunozalp@msn.com