|
AYDA
BİR
_____________
SUNU:
Dersim
katliamının üzerinden üç çeyrek asır geçti. Dersim bugün yine tartışma
konusu. Ama özellikle AKP Hükümeti cephesinden tartışmaya katılanların
sanki olup biteninin Kürt Sorunu ile bir ilgisi yokmuş gibi olaylara
yaklaşması oldukça ilginç. Dahası Başbakan Dersim için özür diledi, ancak
Dersim’in dağları, vadileri bugün yine bombalanıyor, adı hala Tunceli,
mağdurlar tüm haklarının geri verilmesini ve tazminat talep ediyorlar.
Kürt Sorunu ise çözülmeden orta yerde duruyor. Kürt ve Zaza çocukları ana
dillerinde eğitim göremiyor, Kürtçe kamu yaşamında kullanılmıyor, anayasa
Kürtlerin demokratik haklarını güvence altına almıyor. Bütün bu
tartışmalar arasında Radikal Gazetesi geçen ay Dersim katliamı ile ilgili
önemli bir yazı dizisi yayınladı ve bazı belgeleri ortaya koydu. Bu diziyi
önemi nedeniyle Arkadaş okurlarına sunuyoruz. Dizi uzunluğu nedeniyle iki
bölümde yayınlanacaktır.
Arkadaş Gazetesi
___________________________________________
Hazırlayan:
Abdullah
KILIÇ / Ayça ÖRER
Dersim Dosyası(2)
Köşk'ün Muhafız Alayı da gönderilmiş
Dersim'e gönderilen birliklerin arasında
Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı da vardı. Kurtuluş Savaşı'nın başarılı
askerlerinden kurulu alayın başında İsmail Hakkı Tekçe vardı.

İsmail Hakkı Tekçe, Atatürk ü ve Köşk ü koruyan Muhafız Alayı nın
komutanıydı.
(
Dersim’e yönelik askeri
harekâta dair dikkatlerden kaçan bir ayrıntı daha ortaya çıktı.
1937’deki harekâta ‘görülen lüzum’ üzerine Cumhurbaşkanlığı Muhafız
Alayı da katılmış. 4 Mayıs 1937 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı’nın 4.
Genel Müfettişliği’ne gönderdiği yazı bunu doğruluyor. Yazıda, “Muhafız
alayının usta erleri ve yalnız süvari bölüğü ve bir dağ bataryasının
Ankara’dan
trenle Elazığ’a hareket ettirileceği...” belirtiliyor.
Uluğ da olayı doğruluyor
Yine Dersim harekâtına Albay İsmail Hakkı Tekçe komutanlığındaki
Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nın gönderildiği bilgisini o dönemin
CHP
Kütahya Milletvekili Naşit Uluğ da teyit ediyor. Uluğ, ‘Tunceli
Medeniyete Açılıyor’ adlı kitabında olayı şöyle anlatıyor: “Doğudan
tertip edilen kuvvetlere
Ankara’dan
Muhafız Alayı da iştirak etti ve bu kuvvetlere Nazımiye, Keçiseken, Sin
ve Karaoğlan hattına süratle varmak vazifesi verildi.
Genelkurmay Başkanı
Mareşal Fevzi Çakmak, Asbaşkan Orgeneral Asım Gündüz ve kurmayları
Dersim’e giderek harekâtı takip etti.”
Atatürk’ün
en güvendiği adamlardan biri olan Uluğ, aynı zamanda o dönemde
Cumhuriyet gazetesi yazarıydı. Muhafız Alayı’nın 7 Haziran tarihinde
Dersim’de olduğu tahmin ediliyor. Çünkü Alay Komutanı Albay İsmail Hakkı
Tekçe’nin aynı tarihte Genel Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğan, 17.
Tümen Komutanı Tuğgeneral Kemal Ergüden, 62. Alay Komutanı Albay
Şemsettin, Jandarma Alay Komutanı Yarbay Cevdet, Beyaz Dağ’da buluşup
harekâtın gidişatı yönünde görüştüğü biliniyor.
18 Haziran’da trenle Elazığ’a gelen İnönü, 21 Haziran’da beraberinde
Sağlık Bakanı Refik Saydam, 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay, 4.
Genel Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğan ve 7. Kolordu Komutanı
Korgeneal Galip Deniz ile harekât planı üzerine bir toplantı yapmıştı.
Albay İsmail Hakkı Tekçe, Osmanlı’nın son döneminde ve Cumhuriyet’in ilk
yıllarında kritik görevlerde bulunmuş bir isim. Ayaklanmaları
bastırmakta ünlenmiş Topal Osman,
Atatürk’ü
koruyan Muhafız Alayı’nın ilk komutanıydı. Trabzon mebusu Ali Şükrü
Bey’i asarak ödürünce
Atatürk’ün
emriyle Tekçe tarafından öldürüldü.
CHP
Milletvekili Naşit Hakkı Uluğ anlatıyor
Dersim nasıl medenileştirildi!
Gazeteci Naşit Hakkı Uluğ tarafından yazılan ‘Tunceli
Medeniyete Açılıyor’ kitabı 1939’da basıldı. Operasyon sonrasında
Dersim’in resmi ideoloji tarafından nasıl şekillendirildiğinin kanıtı
olan kitapta, Uluğ, Dersimlileri ‘tembel, esrarkeş, asi tabiatlı’ olarak
niteliyor, ‘tetik kullanmaya alışkın ellerin nasırlaştırılacağı ve
yapıcı insan haline getirileceği’ni anlatıyor. Uluğ, ‘kara cahil’ olarak
nitelediği halk için 1937 harekâtının kurtarıcı olduğunu savunuyor.
Uluğ, İnönü ve
Atatürk’ün
birbirlerini izleyen tarihlerde Dersim’e ziyaret gerçekleştirdiğini de
‘İnönü Dersim’de’, ‘1937 Harekâtının Sonunda’, ‘Atatürk
Dersim’de’ bölümleriyle doğruluyor. Operasyonun sonunda varılan nokta
kitapta, “Bu dava, Kemalizm’in yapıcı vasfının yeni bir muvaffakiyet
sahası olacaktır ve daha bugünden olmuştur bile...” sözüyle özetlenmiş.
Çocuk nasıl büyür
‘Dersimli Çocuk Nasıl Büyür’ başlığında, “Çocuk Dersim’de bir ot gibi
büyür” ifadesi yer alıyor. ‘Gelinlerin ekseriyetle ilk geceden gebe
kaldığı”, “kadınların erkekten kaçmadığı”, “konu komşunun birbirinin
malına göz diktiği” bir kültür portresi çizen kitap, Dersim’de
gerçekleştirilmesi beklenen hedefi de ortaya koyuyor: “Dersimlinin
kuvveti ayağında, baldırında ve ciğerindedir. İyi koşucudur, fakat
yapıcı değil.. Kazmayı kayaya kuvvetle vurup saplayamaz, omuzu ve beli,
meselâ bir Orta
Anadolu
çocuğunun vücudu gibi ‘yapıcı insan’ gövdesi halinde teşekkül
etmemiştir. Kazmayı vurup kayaya saplayamayan bu omuzlar, kuvvetli bir
bel hareketiyle bir parçayı koparıp yerinden sökemez. ”
Daha sonra “Dersim’in kayıp kızları” olarak nitelenen ve ailelerinden
ayrılarak enstitülere gönderilen kız çocuklarının hikâyeleri de kitapta
yer alıyor. Bu kızları, ‘Tunçelinin müstakbel kadın eğitmenleri’ olarak
niteleyen yazar, bu kızlardan biriyle de konuşmuş.
Tunceli’nde
yaşanan gelişme kitapta övülüyor, operasyonun ardından 5 hükümet konağı,
10 mektep, 9 kışla, 5 nahiye karakolu yapıldığı bilgisi veriliyor. Bütün
bu harcamalar üç buçuk milyon lira tutmuş. O dönemde yapılması düşünülen
bir de anıt var:
“11 metre yükseklikte bir anıt dikilecektir. Bu anıt bir kasaturayı
andırmaktadır. Kaidenin üzerine şehitlerin adı kazılacaktır. Vatan
uğrunda ölenlerin ruhu şâd olsun.” Kitapta bahsedilen anıt bugün Mameki
ilçesi girişinde bulunuyor.
İngiltere’ye
hiç mektup yazmadı
Dersim operasyonu sonrasında 1 Temmuz 1938’de Hatay üzerinden Halep’e
giden ve Dersim’in önde gelen fikir insanlarından biri olan Baytar
Nuri’nin, Seyit Rıza tarafından
İngiltere’ye
yazılan ve operasyona gerekçe gösterilen mektubu kaleme aldığı öne
sürülüyor.
Kalan Müzik’in sahibi Hasan Saltık tarafından ortaya atılan iddiaya
göre, asılmasına neden olan mektup Seyit Rıza tarafından yazılmamış.
Saltık mektubu asıl kaleme alan kişinin o dönemde Suriye’ye geçen ve
orada Dersim meselesi üzerine uluslararası kamuoyu yaratmaya çalışan
Nuri Dersimi olduğunu söylüyor: “Dersim operasyonu üzerine ilk yazılan
kitaplar Nuri Dersimi’nin Suriye’de hazırladıklarıdır. Olayların
ardından Dersimi’nin
Türkiye’ye
girişi yasaklanır. Suriye’ye kaçmak zorunda kalır. Baytar Nuri’nin
hatıratları sonradan Suriye’de yazılmıştır. Seyit Rıza’nın
İngiltere’ye
yazdığı mektup hep devlet tarafından ön plana çıkarılıyor. O mektup Nuri
Dersimi tarafından yazıldı. Nuri Dersimi o mektubu yazıp Fransız
Mangası’na teslim etti.
Fransa
Devlet Arşivleri’nden bunu doğrulamak mümkün. Seyit Rıza’nın böyle bir
mektubu yoktur.” İngiliz arşivlerinde bulunan ve Seyit Rıza’nın idamına
gerekçe olarak gösterilen mektup, 30 Temmuz 1937 tarihli, ‘Büyük
Britanya Dışişleri Bakanlığına’ hitabıyla açılıyor ve altında Seyit Rıza
Dersim Başkomutanı ifadesi yer alıyor.
Seyit Rıza’nın askeri harekâtı başlatan baskını
Dersim isyanının simgesi Seyit Rıza, resmi kaynaklara göre bölgedeki
isyanın da en azılı ele başıydı. 1937 yılında Dersim’de bir iç savaşın
yaşanmasından endişe eden Seyid Rıza, bir yakınını Alpdoğan Paşa’ya
yollayarak kanın durdurulmasını istedi. Dönüşte Sin Köyü’ne misafir olan
arabulucu Alpdoğan’ın emriyle Kırgan aşiretinden iki kişi tarafından
öldürüldü. İki süikastçi Hozat’ giderek askeri kışlaya sığındı.
Seyid Rıza da yanına aldığı 100 kişilik silahlı gücüyle Sin Köyü’nü ve
bir karakolu bastı, katillerin kendisine teslim edilmesini istedi. Bu
baskında 33 askerin öldüğü iddia edildi. Ve ardından harekat resmen
başladı. Çok kan döküldüğünü gören Seyid Rıza, birkaç ay sonra “Canına
bir zarar gelmeyecek” sözü üzerine teslim olmaya giderken
12 Eylül
1937’de adamlarıyla beraber tutuklandı. 15 Kasım 1937’de de idam edildi.

Atatürk
harekât merkezinde
Desim konusunda en fazla merak edilen ve üzerine bir hayli spekülasyon
yapılan konu,
Atatürk
ve İnönü’nün Dersim harekâtı konusunda bilgilerinin olup olmadığı. Bu
fotoğraf
Atatürk’ün
bizzat Dersim harekâtına bütünüyle hakim olduğunu kanıtlıyor. Fotoğraf,
Atatürk’ün
kumanda merkezi Elazığ’daki Dördüncü Umumî Müfettişliği’ni 17 Kasım
1937’deki ziyareti esnasında çekildi.
Atatürk’ün
yanında Dersim harekâatının komutanı Abdullah Alpdoğan var.
Atatürk
Pertek’e hareket ederek Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü’nü açmış,
buradan Pertek’e geçmiş, ardından da Elazığ’a geri dönmüştü.
TEPKİLER
CHP’li
Aygün
AK Parti
adım atmak istemiyor
Dersim tartışmasını başlatan
CHP
Tunceli
Milletvekili Hüseyin Aygün, suskunluğunu
Radikal’e
bozdu. Aygün, Dersim dosyasını açma yetkisinin
AKP’de
olduğunu ama iktidarın herhangi bir adım atmadığını savundu. Aygün,
“Erdoğan, iktidarda olan partinin lideri ve ülkenin başbakanıdır. 2009
yılından bu yana sadece
Kemal Kılıçdaroğlu’nu
sıkıştırmak, Alevileri
CHP’den
koparmak için Dersim’i ağzına alıyor.
Kamer Genç’in
bağımsız aday olduğu dönemde Dersim’de yaraların sarılması için verdiği
kanun teklifleri var.
AKP
adım atmak istemiyor. Meclis’te dahi gündeme alınmıyor. Başbakan sadece
istismar ediyor” dedi.
AKP’li
Metiner
‘Tunceli
adı Dersim olsun’
AK
Parti
Adıyaman
Milletvekili Mehmet Metiner,
Tunceli
adının ‘Dersim’ olarak değiştirilmesi gerektiğini belirterek, “CHP
sıcak yaklaşırsa, mutabakata dönüştürebiliriz” dedi. Metiner, yaptığı
yazılı açıklamada, önceki gün “Dersim katliamıyla ilgili iki öneri
ortaya koyduğunu” belirterek, bunların Sabiha Gökçen Havaalanı’nın
adının değiştirilmesi ve
TBMM’de
“Dersim Araştırma Komisyonu” kurulması olduğunu ifade etti. Metiner,
CHP’nin
bu iki öneriye sıcak bakması halinde “Dersim ile ilgili tarihsel
yüzleşmenin yapılabileceğini” belirtti.
Toker’den tepki
Olaylar Bayar’ın döneminde
İsmet İnönü’nün
kızı Özden Toker, Başbakan
Tayyip Erdoğan’ın
babasına yönelik sözlerine tepki gösterirken, Dersim olayının babasından
sonraki dönemde Celal Bayar’ın başbakanlığına denk geldiğini savunarak,
“Herkes gibi biz de yalan yanlış sözler karşısında ne diyeceğimizi
bilemez duruma geliyoruz” dedi. Bugünden kopup sürekli geçmişe götüren
bu tür yorumların kendileri için büyük bir ikilem yarattığını belirten
Toker, “Neden sürekli geçmişle yaşayıp, uzlaşamaz bir noktaya geliyoruz,
bilemiyorum” dedi.
Bir 'Kızılbaş' şehrine tahammül edemediler
Kalan Müzik'in sahibi Hasan Saltık'a göre Dersim
olaylarının nedeni ideolojinin tek tipleştirme çabası. Saltık, CHP'ye
"gerçeği kabul edin", AKP'ye "arşivleri açın" çağrısı yapıyor.

Hasan Saltık Dersim de gerçekleştirilecek operasyonun haritasını
gösterirken.
Dersim’de yaşananlar
üzerine on yıllardır çalışan, belge toplayan ve arşivini araştırmacılara
açarak, önemli bilgilerin gün ışığına çıkmasını sağlayan Hasan Saltık,
konunun taraflarına “Devlet arşivleri açılsın” çağrısı yapıyor. Saltık’a
göre, Dersim operasyonu ‘Kızılbaş’ kültürünün ortadan kaldırılması için,
isyan olmaksızın başlatılmış, planlı bir toplum mühendisliği faaliyeti,
CHP
de bu olayın sivil kanadı.
Yıllardır resmi tarihten ‘Tunceli
isyanlarını’ okuyoruz, bu tarihte eksik kalan ne?
Dersim’le ilgili çıkan kitapların kaynaklarına bakıldığında şu anda
elimde tuttuğum, sadece yüz adet basılan Jandarma Komutanlığı’nın gizli
zata mahsus belgesi esas alınır. Bu aslında Genelkurmay’ın yayımladığı
bir kitaptır. Gene Genelkurmay’ın bir başka kitabı vardır,
Türkiye
İsyanları diye. Genellikle bu raporlara ve tanıklıklara dayanarak
hazırlanıyor kitaplar. Bu kitaplarda Dersim meselesi bir isyan gibi
gösterilmiştir. Olayın isyan gibi gösterilmesi resmi ideolojinin
eseridir. Aslında o dönemde isyan olmadı. Şimdiki süreçte Hüseyin
Aygün’ün yazdığı kitapta yeni olan bölüm, sürgün politikalarının
Erzincan’ı da kapsadığı bölümdür.
73 yıl önce yaşanan bir olay neden hâlâ bu kadar sıcak?
Mesele Onur Öymen’in
açıklamalarıyla yeniden konuşulmaya başlandı. Dersim meselesi hep
bilinirdi ama birçok konuda olduğu gibi yanlış biliyorduk. Tıpkı Ermeni
olayları, Bolu-Adapazarı isyanı, Çerkes Ethem meselesi gibi… Bize
tarihin yanlış öğretilmesinden kaynaklıyor sorun. Son dönemde daha çok
belge ortaya çıkmaya başladı. Öncesinde tarihsel olarak
Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’ni korumaya yönelikti her şey. Bu meseleyi diğerlerinden ayıran,
yazılan tarihin tamamen yalan olması. Dersim’de yaşanan isyan değil,
haddini bildirme. Artık cumhuriyet oluşmuş, başına buyruk bir yer olan
Dersim’e ‘devlet giremiyor’ dedirtmek istememişler. ‘Oraya devlet
giremiyordu’ tezi çok yanlış, gerçekte bir intikam duygusuyla hareket
ediliyor. Dersimlilerin Hamidiye Alayları’na asker vermemeleri bir neden
mesela. Kürtler de Dersimlilerden hoşlanmıyor, çünkü Dersim ‘Kızılbaş’.
Ortada orayı nasıl Sünnileştiririz, nasıl yok ederiz sorusu var.
Cumhuriyet nasıl
Trakya
Yahudilerini yok ettiyse, nasıl Ermeni, Rum nüfus azaltıldıysa,
Dersimlilere de bu uygulandı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin
bir ‘Kızılbaş’ şehrine tahammülü yoktu.
Tamamen etnik kökeni ve kültürel kimliği hedef alan bir
tablo çizdiniz...
Bu savı yayımlamadığım belgelere dayandırıyorum. Dikkat ederseniz, Onur
Öymen’in açıklamalarından sonra piyasaya bir çok Dersim kitabı çıktı.
Henüz yayımlanmamış raporlara göre, bu harekâtın çok öncesinden
planlanmış bir Kızılbaş harekâtı olduğunu çok rahatlıkla söyleyebilirim.
Dersim harekâtı olduğunda İskân Kanunu çıkmıştı ama öyle bir tarihte
yapıldı ki operasyon, zamanlaması mükemmeldi. Çünkü
Japonya
Çin’i işgal etmişti,
İspanya’da
iç savaş yeni bitmişti, Hitler iktidardaydı, dünyada inanılmaz bir
karışıklık vardı. Dersim dünyanın umurunda değildi. Öyle bir zamanlamada
yapıldı ki, zaten dış dünyada da çok fazla haber olarak yer almadı.
Hatta bir ara SSCB buradaki
TKP’ye
ne olduğunu soruyor, ‘Türkiye’nin
iç meselesidir” yanıtı alıyor...
Bahsettiğiniz kaynaklara meraklı bir arşivci ulaşabilir
mi?
Ben 12 yıldır topluyorum bunları. Ne kadar acı bir şey, tek tek aileleri
tespit ettik, birçok fotoğraf onlardan satın alındı. Benim bu işe
başlamam tamamen tesadüftü. Dersim türküleri albümü yapacaktık, elinde
kayıt ve fotoğraf olduğunu bildiğim birinden paylaşmasını istedim,
vermedi. Ben de bu işin arşivini yapmaya karar verdim. Kendi kendime
araştıra araştıra, tek tek tespit ederek bugüne geldik. Devletin
arşivini bilmiyorum ama ondan sonra en iyi arşiv bizde.
Dersim üzerine pek çok çalışmaya imza attınız. Orada
1938’in etkileri nasıl hissediliyor?
Dersim çok göç verdi, nüfusu hep azaldı. Yaşlıları hâlâ
korkar. Ben röportajlarda biraz sert konuştuğumda, annem hemen uyarır. O
da katliamdan annesinin karnında kurtulmuş, babam 15 gün dağlarda
mağaralara sığınmış. Bizim Sarı Saltuk köyü Türkmen köyü olmasına rağmen
ilk öldürülenler ailemizden. Aileden subaylar da var içlerinde. Köyün
aşağısında o günlerden kalma bir mezarlık vardır hâlâ. Bizimkileri
affetmemişler ama devlet memurları da olduğu için, askerler gelip köyü
önceden uyarmışlar, çocuklar öyle kurtulmuş. Harekâta baktığımızda çok
enteresan bir durum var. Silahlar katliam olmadan önce toplanıyor. Hangi
köyden ne kadar toplandığının belgesi mevcut. Seyit Rıza zaten teslim
oluyor, idam ediliyor. Bölgede tek çatışma olmuyor, okul inşaatları
başlamış, bir köprünün yıkılması bahanesiyle katliam başlıyor. Başka bir
neden de bulamıyorlar, bir Sin karakolu baskını hikâyesi var, bir de
köprü yıkılması. Karakol baskınının belgesi de maalesef elimde yok, bunu
anlatan kişiden dinledim ama kayıt altına alınmasını istemedi. O bunun
düzmece bir baskın olduğunu anlatmıştı. Ortada ayaklanma yok, silah yok.
Her yanda karakol var. Bir harita hazırlanıyor, yasaklı, girilmez
bölgeleri gösteren. Her şey 1935’ten itibaren planlı programlı aslında.
Belli yerlerde çatışmalar oluyor. Hatta daha sonra Adalet Partisi
kurucularından Ragıp Gümüşpala o dönemde subay, Silopıt isimli adama
esir düşüyor, iyileştirip birliğine teslim ediyorlar. Gümüşpala da bu
olaydan sonra Dersimlileri övgüyle anar. O dönemin gazetelerine de
baktığınızda, Genelkurmay’ın yayın organı gibi hareket ettiklerini
görürsünüz. Aşiretlerin birbirine düşürülmesinde de payı vardır bu
gazetecilik anlayışının.
Sonrasında çileli bir sürgün
süreci var... Toplum mühendisliği çabası başarılı oluyor mu?
O kadar ağır ölümler ve göçler oluyor ki, derin bir korku başlıyor. Çok
enteresandır, Dersimliler Hz. Ali ve
Atatürk’e
sarılır, kendilerini hemen okumaya verir. Bence Dersim’le ilgili bir
sürü kitap ve tanıklık olmasına rağmen asıl kaynak devlet arşividir. Bu
konuda bir kitap yayımlayacaktık ama bir çok belge, fotoğraf toplamama
rağmen kitabı erteledik. Çünkü bu konuda belli kişiler çok ketum.
CHP
o dönemin telgraflarına bakarsa, Erzurum Kongresi’nden sonra
Atatürk’e
suikast ihtimaline karşı onu koruyanların Dersimliler olduğunu görür.
Devlet bunu da açıklasın. Cumhurbaşkanlığı arşivleri de, Başbakanlık
arşivleri de
Atatürk’ün
yaşananlardan haberdar olduğunu, operasyona katılanlara ne kadar para
verilmesi gerektiği, “madalyalar verilsin” dediğini detayıyla anlatır.
Yine de Dersimliler
Atatürk’ü
korumuşlardır.
CHP
kabul etsin,
AKP
arşivi açsın
1938’in etkileri halkın üzerinde hâlâ sürer. Çoğu Dersimli kendini
Atatürk’ün
o dönemde hasta olduğuna inandırır. Oysa o dönemde Meclis konuşmalarına
bakılırsa, herkes her şeyden haberdar. Şu andaki tartışmayı çok komik
buluyorum. Şov yapmaya gerek yok. O dönemde
CHP
ordunun sivil uzantısı gibi çalışıyor, artık bunu kabul etsinler.
AKP
de tartışmayı laf atma düzeyinden çıkarıp, devlet arşivlerini açsın.
Orada öldürülen insanların fotoğrafları var. Seyit Rıza’nın mezar yerini
açıklasınlar.
AKP
madem katliamı kabul ediyor, binlerce fotoğraf, film olan arşivleri
açsın. Kimse dürüst davranmıyor. Kaçak güreşiliyor. Geçmişteki
iktidarların suçu bu, bununla artık yüzleşmenin zamanı gelmiştir.
Türkiye
yaşananlardan özür dileyebilecek düzeye geldi.
Kapsamlı çalışma hâlâ yapılamadı
Yapılan belgesellerin, kitapların yeterli olmadığını düşünüyorum.
Arşivleri tırtıklamaya yönelik çalışmalar. Bu eleştirim Dersimlilerin
çalışmalarını da kapsıyor. Derli toplu bir çalışma henüz yapılmış değil.
Kitap hazırlamak benim haddime değil, şunu özellikle vurgulamak
istiyorum, biz kaynak kitap hazırlamak istedik. Çünkü bu iş
sulandırılmaya çalışılıyor ama çok ciddi bir konu. Biz ciddiyetten
dolayı bu kitabı henüz yayımlamadık. Bunun ispatı piyasaya verdiğimiz
belge, harita ve fotoğraflardır. Ben müzik insanıyım, asıl komik olan
bunları benim araştırmam.
Sivil milisler de talana ortak
Operasyona katılan askerlerin büyük utanç duyduğunu biliyorum.
Görüştüklerimizin çoğu kamerayı kapattırdı. Ben hepsini dinledim ama çok
azı kayıt altında. Çoğu hacca gitmiş, ruhsal sorunlar yaşamış, içine
kapanmış. İnanılmaz bir katliam görmüşler. Vahşetin ağırlığını
kaldıramamışlar. Nüfus sayımlarına göre 13 bin civarında ölüm, akıbeti
olmayan 2 bin civarı insan ve 13 bin civarında sürgün var. Ölümler de
kadın çocuk ağırlıklı. Dersim’de askerlerin dışında milis kuvvetler de
var. Harput’tan kaçan Ermenileri koruyan Dersimliler milislerin öfkesini
çekmiş, operasyona talan için gitmişler.
|
|